Medeniyet, bir milletin kendi ruhunu keşfetmesiyle başlar; başkalarının ruhunu taklit etmesiyle değil.
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ
Onlara âyetlerimizi hem âfâkta hem kendi enfüslerinde göstereceğiz.
Fussilet, 41:53Ramazan, insanı kendi hakikatine taşır. Ramazanla insan kendini aşar. Enfûsî yolculuk, âfakî boyutla buluşur. Zaman ve mekân, bir medeniyetin ruhu ve bedeni gibidir.
Ramazan ayı boyunca Anadolu'ya açıldım. Her gün bir şehirde iftar yapıyorum MTO talebeleriyle, Anadolu'nun masum çocuklarıyla birlikte.
Nihayet "beklenen savaş" başladı ürpertici bir şekilde. ABD'nin Körfez'e savaş gemisi yerleştirmesi, savaşın şaka olmadığının en önemli göstergesiydi.
Millî Eğitim Bakanlığı bu yıl Ramazan'da sade, sessiz ama önemli bir devrime imza attı: Ramazan havasının okullarımızda en iyi şekilde yaşanması için etkinlikler başlattı.
28 Şubat fiilen bitti ama bizi de zihnen bitirdi. Benzer darbelerin vuku bulmasının önüne set çekmek gerekiyor.
Ramazan'ı medeniyet olarak tarif etmek, oruca ve bütün ibadetlere bambaşka bir gözle bakmayı gerektirir. Medeniyet, İslâm'ın hayatımıza aktarılmasının usullerini gösteren bir yolculuk hâlidir.
Ramazan-ı Şerif hümanizmin uzantısı olan kibirle başlar işe. Öze dönüş, özün üzerini kaplayan katı kalıpları yırtmakla mümkündür.
İki ayrı dünya: Birinden nûr akıyor, diğerinden kir. Ama nur akan aşağılanıyor; kir akana ise tapılıyor!
Yıllardır Ramazan medeniyeti kavramlaştırması yaparak Ramazan'ın İslâm'ın nasıl hayatımız olmasını sağladığını gözler önüne seren yazılar yazmıştım.
"Biz medeniyetimizi kaybetmedik; medeniyetimizi kaybettiğimizi unuttuk. Asıl trajedi budur."
Medeniyet düşüncesinin yeniden inşası ve İslam medeniyetinin geleceğine dair temel eser.
Okuma eyleminin derinliğini, anlamını ve medeniyet inşasındaki yerini tartışan eser.
Gençliğe ve geleceğe dair ufuk açıcı düşünceler, yol gösterici bir manifesto.
Medeniyet, düşünce ve kültür üzerine derinlikli söyleşiler.
Batı medeniyetinin iki yüzü üzerine derinlikli bir söyleşi.
Toplumların çöküş dinamikleri ve medeniyet krizine bakış.
Akıl, kalp ve ruhu harekete geçirmek için kurulan Medeniyet Tasavvuru Okulu'nun tanıtımı.
Dört Kalem Tekniği ve derinlemesine okuma pratiği üzerine.
Otodidakt öğrenme ve entelektüel bağımsızlık üzerine.
İslam estetiğinin temelleri ve günümüze yansımaları üzerine panel.
Kavramlara tıklayarak bağlantıları ve açıklamaları keşfedin
Yusuf kaplan, medeniyet düşüncesi, İslam felsefesi ve kültür eleştirisi alanlarında yazan, düşünen ve konuşan bir entelektüeldir. Yeni Şafak gazetesindeki köşe yazılarıyla geniş bir okur kitlesine ulaşan kaplan, Doğu ile Batı arasındaki düşünce gerilimlerini analiz etmesiyle tanınır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra televizyon programları, konferanslar ve uluslararası panellerle düşüncelerini paylaşan kaplan, özellikle genç neslin entelektüel uyanışı üzerine yoğunlaşmaktadır. "Dört Kalem Tekniği" ile tanınan okuma metodolojisi, binlerce okuyucu tarafından aktif olarak uygulanmaktadır.
Kaleme aldığı kitaplar Türkiye'nin düşünce dünyasında önemli tartışmaların fitilini ateşlemiştir. Medeniyet krizi, diriliş düşüncesi ve zihinsel bağımsızlık kavramları etrafında şekillenen düşünce sistemi, hem akademik hem popüler düzeyde tartışılmaktadır.
Medeniyetler sessizce çöker. Ne bir gürültü duyulur ne bir çığlık. Taşlar yerinde durur ama ruh çekilir. İşte bizi vuran da buydu: taşları korumaya çalışırken ruhun gittiğini fark edemedik.
Birincisi, düşünce geleneğimizin kopuşudur. On ikinci yüzyılda başlayan ve on beşinci yüzyılda derinleşen bu kopuş, bizim "bilmek" fiilini nasıl anladığımızı temelden değiştirdi. Bilgi, irfandan enformasyana dönüştü; hikmet, veriye indirgendi. Oysa kadim geleneğimizde bilmek, olmak demekti.
İkincisi, kurumsal çözülmedir. Medrese, tekke, lonca — bu üçlü yapı yüzyıllarca toplumun omurgasını oluşturdu. Her biri farklı bir ihtiyaca cevap veriyordu: medrese zihni, tekke ruhu, lonca eli eğitiyordu.
Kitap okumak pasif bir eylem değildir. Dört renkli kurşun kalemle okuduğunuzda kitap bir resim tablosuna dönüşür, görsel hafıza devreye girer.
Anahtar sözcükler, kilit kavramlar, terimler. Bir sayfada en fazla beş tane. Metnin iskeletini çıkarır.
Önemli satırların altını çizin. İki üç önemli kelimeyi daha vurgulu çizerek belirginleştirin. Cetvelle değil, özgürce.
Hafifçe, çok bastırmadan işaret koyun. Parantez, yıldız, ok — artık sizin yoğurt yiyişiniz.
Kitabın kenarlarına kendi notlarınızı, tanımlarınızı yazın. Sayfanın üstüne o sayfanın en önemli cümlesini çıkarın.
Bir medeniyet sessizce çöker. Ne bir gürültü duyulur ne bir çığlık. Taşlar yerinde durur ama ruh çekilir. İşte bizi vuran da buydu: taşları korumaya çalışırken ruhun gittiğini fark edemedik.
Birincisi, düşünce geleneğimizin kopuşudur. On ikinci yüzyılda başlayan bu kopuş, bizim "bilmek" fiilini nasıl anladığımızı temelden değiştirdi. Bilgi, irfandan enformasyana dönüştü; hikmet, veriye indirgendi.
Kadim geleneğimizde bilmek, olmak demekti. Bu ilke kaybolduğunda yalnızca bilgi değil, bilgiyi taşıyacak insan tipi de kayboldu.
Ana metinler, kurucu metinler, klasikler. Derinlemesine, satır satır, kavram kavram.
Ana metinlere götüren, yol açan kitaplar. Haritayı gözünüzün önüne getirecek rehberler.